Katy Perry'nin "TGIF" müzik videosundaki gibi cuma geceleri, mezuniyet balosunda nedime olacak oda arkadaşları ve her cumartesi gecesi dolu dolu geçen randevular... Büyürken üniversite hayatını hep böyle hayal etmiştim. Ancak şimdi mezun olmak üzere olan bir son sınıf öğrencisi olarak, hayatımın en mutlu dört yılı yerine, en yalnız dört yılını yaşadığımı söyleyebilirim. Bu durum, dışarı çıkmadığım, kulüplere katılmadığım veya arkadaş edinmediğim anlamına gelmiyor. Aksine, dışadönük bir yapım var, ders dışı aktivitelere yoğun bir şekilde katılıyorum ve karşıma çıkan her fırsatı değerlendiriyorum. Ancak modern üniversite kültürünün beni izole ettiğini fark ettim.
Bu yalnızlık hissi, üniversitenin ilk gününden çok daha önce, yeni gelen öğrencilerin fotoğraf paylaşıp kendilerini tanıttığı "2026 Sınıfı Freshman" sosyal medya hesaplarıyla başladı. Kampüs başladığında sanki herkes birbirini zaten tanıyordu ve bu durum, başlangıçta henüz kimseyi tanımayan bana bir adım geride olduğum hissini verdi. Elbette bu tam olarak doğru değildi, ancak ilk etkilenim bu yöndeydi.
Sosyal Medya ve Teknolojinin Yalnızlık Üzerindeki Etkisi
Sosyal medyanın beni bu kadar derinden etkileyeceğini hiç düşünmezdim. Yaşadığım çevredeki daha büyük yetişkinlerin düşündüğü gibi ünlülerin son trendlerini takip etme veya popüler kültürdeki gelişmelere anında adapte olma gibi bir derdim yok. Beni etkileyen daha çok sosyal medyanın ince detayları ve dolaylı etkileri oldu. Mükemmel bir cumartesi geçirebilirim; spor salonuna gidebilir, Güney Kaliforniya güneşi altında ödevlerimi yapabilir ve akşam arkadaşlarımla buluşabilirim. Böyle bir gün benim için rüya gibi olurdu. Ancak Instagram'ı açıp arkadaş grubumun sahilde toplandığını gördüğüm an, bu mükemmel günüm aniden şu düşüncelere dönüşüyor: 'Neden sahile gitmedim? Neden davet edilmedim? Orada herkes mi vardı?' Bu durum, benim için planlanmış bir mükemmel günün bile sosyal medyadaki bir paylaşım ile gölgelenebileceğini gösteriyor.
İnsanlar her zaman yalnızlık hissetmişlerdir; bu, insanlık durumunun bir parçasıdır. Ancak modern teknolojiyle birlikte, çevremizde olup biten her şeyden anında haberdar olabiliyoruz. Örneğin, arkadaşlarımın benden habersiz buluştuğunu, konum bilgilerini paylaştığımız 'Arkadaşlarımı Bul' (Find My Friends) uygulaması sayesinde öğrendim. Eğer bu bilgiyi paylaşmasaydık, muhtemelen bundan haberim olmayacak ve kırgınlık hissetmeyecektim. Teknoloji, sosyal çevremizdeki olaylara olan erişimimizi artırarak, farkında olmadan yalnızlık hissimizi derinleştirebiliyor.
Üniversite Arkadaşlıklarının Yüzeyselliği
En yakın arkadaşlarımdan biri, hayallerindeki mezuniyet sonrası işi LinkedIn üzerinden öğrendim. Kendisi beni telefonla arayıp söylemedi. Bu durum, ilişkilerimizin giderek çevrimiçi ortamlarda yaşanmaya başladığını ve kişisel etkileşimin azaldığını gösteriyor. Teknoloji, ilişkilerimizde rahat davranmamıza olanak tanıyor. Artık birinin doğum günü partisine katılmak yerine sadece bir mesaj gönderebiliyoruz. Bir arkadaşın tatil planını konuşmak için neden arayalım ki, zaten Instagram hikayelerinde tüm detayları görmüşken? Benzer şekilde, üniversitemde herkes partiler için bir uygulama kullanıyor. Bu uygulama ile yüzlerce kişiyi – arkadaşlar, tanıdıklar, hatta tanımadıklar – tek bir tuşa basarak davet edebiliyorsunuz. Davetiyeler 'evet', 'hayır' veya 'belki' seçenekleriyle geliyor, bu da ev sahibi ile misafir arasındaki tüm kişisel etkileşimi ortadan kaldırıyor. Telefonuma bir davet bildirimi geldiğinde, karşıda bir insan olduğunu hissetmiyorum.
Sorun da tam olarak bu: Üniversite kampüslerimdeki ilişkiler bana kişisel gelmiyor. Herkesin her an ulaşılabilir olması, gerçek dostluğun yerini bir illüzyona bırakıyor. Gerçek arkadaşlık, gönderilere yorum yapmak ve mesajlaşmaktan daha fazlasıdır; bu, hayatın iyi, kötü ve çirkin anlarını niyetle paylaşma taahhüdüdür, bir Instagram beğenisi değil.
Son Dönemi Kurtarma Kararlılığı
Bu durumu değiştirmek için son dönemimde bilinçli bir çaba içine girdim. Aniden insanları arıyorum. Küratörlü Instagram paylaşımlarının ötesinde fotoğraflar istiyorum. Davet edildiğim her sefere 'evet' diyorum ve davet edilmediğimde kendi planlarımı yapıyorum. Bu plan işe yarıyor. Dersimin ilk gününde, etrafımda gördüğüm ama tanımadığım bir kızın yanına oturdum. Ders bittikten sonra, günün geri kalanı için planlarını sordum. Ardından korkutucu olanı yaptım: Dans dersine gideceğimi söyledim ve ona gelmek isteyip istemediğini sordum. Şimdi her hafta birlikte gidiyoruz. Gerçek arkadaşlar gerçek çaba gerektirir. Bu, risk almaktır.
Hayat uzun bir dans gibidir; bazen bir partnerle, bazen bir grupla, bazen de tek başına serbest stil yaparak ilerleriz. Ancak öğrendim ki, hiç dans etmezsem kimse bana eşlik etmeyecektir. Üniversitenin ilk üç buçuk yılı hayatımın en yalnız yılları olmuş olabilir, ancak son dört ayda bu durumu değiştirdim; her seferinde bir dans, bir telefon görüşmesi ve ekrandan bir adım uzaklaşarak.
Sosyal medya ve teknolojinin hayatımızdaki yeri tartışılmaz bir gerçeklik. Ancak bu araçları kullanırken, kişisel bağlarımızı güçlendirmek ve gerçek dünya etkileşimlerini korumak için bilinçli çaba göstermek büyük önem taşıyor. Aksi takdirde, dijital dünyada kaybolup gerçek bağlantılardan uzaklaşma riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.