Küba'nın başkenti Havana'nın renkli ve büyüleyici atmosferi, uzun yıllardır yabancı turistler için önemli bir çekim merkezi olmuştur. Bu canlılık, bir zamanlar tur rehberliği yaparak ailesinin geçimini sağlayan Betty gibi birçok insan için bir umut kaynağıydı. Ancak, ülkenin yaşadığı derin ekonomik kriz, özellikle de ABD'nin uyguladığı petrol ablukası ve bunun sonucunda yaşanan yaygın elektrik kesintileri, turizm sektörünü neredeyse tamamen durma noktasına getirdi. Betty, geçmişte günde 16 saate varan elektrik kesintileri nedeniyle memleketinden ayrılarak Havana'ya taşınmak zorunda kaldığını ve turizm işinin aile gelirinin ana kaynağı haline geldiğini belirtiyor. Şimdi ise sokakların turistlerle dolup taştığı, müzik ve dansın yankılandığı o canlı günlerin geride kaldığını, yerini sadece geçim derdindeki Kübalıların çabasına bıraktığını dile getiriyor.
Küba, Fidel Castro'nun iktidara gelip yabancı varlıkları kamulaştırmasından kısa bir süre sonra, 1960'tan beri ABD'nin ağır yaptırımları altında yaşam mücadelesi veriyor. Son dönemde, özellikle eski başkan Raul Castro'ya yönelik tutuklama emriyle birlikte ABD'nin baskı kampanyası daha da yoğunlaştı. Ocak ayından bu yana ABD, petrol tedarik eden ülkelere uygulayacağı tarifelerle Küba'ya enerji akışını fiilen engellemiş durumda. Venezuela'daki rejimi devirme girişiminin ardındanoradaki petrol ihracatını durduran ABD, Meksika'dan yapılan önemli petrol sevkiyatlarını da durdurdu. Mart ayı sonunda Rusya'dan gelen bir petrol tankeri ablukayı bir ay kadar hafifletse de, bu kaynaklar şimdiden tükenmiş durumda. Rusya'dan yeni bir tanker gönderildiği ancak limana yanaşıp yanaşamayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor. Bu durum, Küba halkının günlük yaşamını derinden etkileyerek kaynak kıtlığına ve yaşam kalitesinin düşmesine neden oluyor.
Hayat Kalitesindeki Daralma ve Sağlık Sektöründeki Kriz
Betty'nin yaşadığı zorluklar yalnızca turizm sektörüyle sınırlı değil. Elektrik kesintileri, temel ihtiyaçlara erişimi de ciddi şekilde baltalıyor. Kendisi, hastanelerde güç ve malzeme eksikliği nedeniyle tedavi ettiremediği bir diş ağrısıyla mücadele ediyor. Küba'nın sağlık sistemi, giderek derinleşen bir krize sürüklenirken, halk alternatif ve genellikle karaborsada sunulan çözümleri aramak zorunda kalıyor. Birleşmiş Milletler yetkililerinin tahminlerine göre, güç ve malzeme kıtlığı nedeniyle ertelenen ameliyatları bekleyen 11.000'i çocuk olmak üzere yaklaşık 100.000 hasta bulunuyor. Bu durum, halk sağlığı açısından ciddi riskler barındırıyor.
Sağlık sorunlarının yanı sıra, kanalizasyon altyapısının çökmesi hastalıkların yayılmasına zemin hazırlıyor. Sivrisineklerin taşıdığı hastalıklar da önemli bir tehdit oluşturuyor. Havana'nın Alamar bölgesinde yaşayan Francisco, hem kendisinin hem de eşinin sivrisinek kaynaklı chikungunya virüsü ve Hepatit A'ya yakalandığını belirtiyor. Francisco, Havana'nın artık Latin Amerika'nın en kirli şehirlerinden biri haline geldiğini ifade ediyor. Çöp toplama hizmetlerinin aksaması, yakıt eksikliği nedeniyle daha da kötüleşmiş durumda. Çöplerin toplanmadığı aylarda, halkın protesto amacıyla çöp yakmaya başladığı bildiriliyor. Francisco'nun yaşadığı bölgede elektrik kesintileri günde altı saate indirilmiş, bu da sabah üç saat, gece üç saat olmak üzere sınırlı bir enerji erişimi anlamına geliyor.
Yaz Aylarında Elektrik Kesintilerine Hazırlık ve Sosyal Gerilimler
Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, Küba'da hayat daha da zorlaşıyor. Tropikal iklimin getirdiği sıcaklıklar, elektrik olmayan buzdolaplarında gıdaların hızla bozulmasına yol açıyor. Havana'nın merkezinde yaşayan Lucia, geceleri uyumanın giderek zorlaştığını belirtiyor. Elektrik kesintilerinin bazen 20 saate kadar uzayabildiğini, geceleri sivrisineklerin uyku uyutmadığını ve bu durumun insanları aşırı strese soktuğunu söylüyor. Lucia, sokakta yürüyen insanların bile sürekli aynı konudan, yani elektrik eksikliğinden ve bunun getirdiği zorluklardan bahsettiğini aktarıyor.
Lucia'ya göre, ABD ablukası öncesinde de elektrik kesintileri yaşanıyordu ancak daha organize bir yapıya sahipti. Her mahallenin belirli bir programı vardı ve insanlar dört saat ışık, dört saat karanlık gibi bir düzene alışmıştı. Ancak mevcut durum, bu öngörülebilirliği ortadan kaldırarak yaşamı daha da karmaşık hale getiriyor. ABD, Küba'yı ulusal güvenlik tehdidi olarak görüyor ve Trump yönetiminin petrol tedarikçilerine yönelik tehditleri, rejimin Çin ve Rusya gibi ülkelerin istihbaratıyla işbirliği yaptığı iddialarına dayanıyordu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, diplomatik bir çözümün tercih edildiğini ancak mevcut koşullarda bunun düşük bir ihtimal olduğunu belirtmişti. Rubio, Küba halkının elektriksiz, yakıtsız ve gıdasız kalmasının sebebinin, ülkeyi yönetenlerin milyarlarca doları zimmetine geçirmesi ve bu parayı halkın refahı için kullanmaması olduğunu savunuyor.
Protestolar ve Siyasi Belirsizlik
Petrol tedarikinin kesilmesiyle birlikte yollarda araç sayısı belirgin şekilde azaldı ve toplu taşıma neredeyse durma noktasına geldi. Bu boşluğu, yeni bir tuk-tuk sürücüsü dalgası doldurmaya çalışıyor. Ancak Lucia için en büyük sıkıntı, altı aydır kesik olan su temini. Günlük yaşamı idame ettirmek için yarım blok öteden kova taşıması gerektiğini, bunun da yemek pişirme ve yıkanma gibi temel ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmadığını ifade ediyor. Lucia, elektriksiz yaşanabileceğini ancak susuz yaşamanın imkansız olduğunu vurguluyor.
Geçtiğimiz hafta, ülkenin enerji rezervlerinin tükenmesiyle birlikte küçük çaplı protestolar patlak verdi. Florida Uluslararası Üniversitesi (FIU) Küba Çalışmaları Enstitüsü'nün geçici direktörü Sebastian Arcos'a göre bu protestolar, halkın ne kadar çaresiz kaldığının bir göstergesi. Arcos, ülkenin ciddi bir polis devleti olduğunu ve siyasi muhalefetin acımasızca cezalandırıldığını belirtiyor. Havana'da yoğunlaşan protestoların, rejimin en fazla gözetim yaptığı bölgelerde gerçekleşmesi dikkat çekici. Arcos, totaliter rejim ile halk arasındaki 'özgürlükleriniz alınır ama en azından temel yaşam standartları sağlanır' şeklindeki örtük anlaşmanın artık geçerli olmadığını ve rejimin iktidarda kalmak için Küba halkının refahını feda etmekten çekinmediğini ifade ediyor.
Serbest ifade üzerindeki kısıtlamalar nedeniyle kamuoyu görüşlerini net olarak ölçmek zor olsa da, Küba'da yaşayanların katıldığı çevrimiçi bir ankette katılımcıların %94'ü siyasi değişimin acil olduğunu belirtmiş. Ankete katılanların %56'sı ABD askeri müdahalesini desteklerken, dörtte üçünden fazlası ABD ambargosunun devam etmesi yönünde oy kullanmış. Diaspora tarafından yapılan benzer anketlerde de ambargo ve ABD müdahalesine destek daha yüksek çıkmış.
Uzman Görüşleri ve Halkın Gelecek Kaygıları
Florida Üniversitesi'nden Küba uzmanı Michael Bustamante, Küba halkının yaklaşık 70 yıldır süregelen iki hükümet arasındaki çatışmada adeta "top yemi" haline geldiğini belirtiyor. Bustamante, ABD'nin uyguladığı ekonomik baskının yanı sıra yıllardır süregelen iç reform eksikliğinin de halkın yaşadığı zorluklarda payı olduğunu vurguluyor. Lucia ise durumu "iki psikopat arasında sıkışmış gibi" olarak tanımlıyor ve her iki tarafa da öfkeli olduğunu ifade ediyor. ABD'nin sivil bir ayaklanma beklentisinin gerçekçi olmadığını düşünen Lucia, başka ülkelerde daha az olay karşısında insanların sokağa döküldüğünü ancak Küba halkının korktuğunu ve değişim umudunu yitirdiğini belirtiyor. Bununla birlikte, ABD'nin müdahalesini de istemediğini, çünkü ABD'nin demokrasi veya özgürlük gibi değerlerden ziyade kendi çıkarlarını düşündüğünü düşünüyor.
Havana'da yaşam devam etse de, petrol ve elektrik yokluğu günlük rutinleri altüst ediyor. Özellikle su kesintileri, yaşamı çekilmez hale getiriyor. Lucia gibi birçok kişi, temel ihtiyaçlarını karşılamak için zorlu mücadeleler veriyor. ABD ambargosu ve Küba rejimi arasındaki bu çıkmazda, en büyük bedeli ödeyenler ise her zaman olduğu gibi sıradan Küba vatandaşları oluyor. Geleceğe dair belirsizlik ve ekonomik sıkıntılar, halkın yaşam kalitesini düşürmeye devam ederken, siyasi çözüm umutları da giderek azalıyor.